Follow by Email

Thursday, June 09, 2011

“YENİ CHP” BİR AMERİKAN PROJESİ MİDİR?

YENİ CHP” BİR AMERİKAN PROJESİ MİDİR?

İngiltere’de yayınlanan ve her ülkede dünya gündemini takip eden  pek çok kişi tarafından okunan bir yayın olan The Economist dergisinin geçen haftaki sayısında yer alan bir Türkiye raporu ve editör yazısında Turkiye’deki genel seçimlerde Türk seçmenlerinin açıkça CHP’ye oy vermesi istendi. Dergideki yazılarda sekiz yıllık AK Parti hükümetlerinin başarılı icraatleri büyük ölçüde aktarılıyordu. Öte yandan Ergenekon davasındaki suistimaller, medya üzerindeki baskılar, Başbakan Erdoğan’ın tek adam olma ihtirası taşıdığı ve AK Parti iktidarının otoriter olmaya meylettiği gibi bahaneler öne sürülerek Türk demokrasinin geleceği açısından Türk seçmenlerinin CHP’ye oy vermesi isteniyordu. The Economist’e göre AK Parti’nin tek başına iktidara gelmesi engellenemeyecekti; ama tek başına Anayasa’yı yapabilecek çoğunluğu elde edemezse, bu onu diğer partilerle ortak hareket etmeye zorlayacaktı. Dolayısıyla AK Parti’nin gücünü dengelemek için CHP’ye oy verilmesi Türk demokrasisinin sağlıklı gelişimi için bir zaruretti.

Yeni CHP bir “ABD projesi” ya da “kuresel çete projesi” iddiaları

The Economist’e çıkan bu habere, en ilginç tepki CHP’nin 22. ve 23. dönem İzmir milletvekilliğini yapmış olan, geçmişte laikçi, ulusalcı ve hatta ırkçı sayılacak çıkışlarıyla gündeme gelmiş olan Dr Canan Arıtman’dan geldi. CHP’nin seçim beyannamesinde halktaki anti-Amerikanizmi giderme vaadinde bulunduğunu da hatırlatan Arıtman “Yeni CHP bir Amerikan projesidir” dedi.

Canan Arıtman’ın teşhisine benzer bir teşhis de fazla geçmeden Başbakan Erdoğan’dan geldi. Partisinin İstanbul Kazlıçeşme ve onu izleyen mitinglerinde Başbakan Erdoğan “meğer, CHP’nin yeni genel başkanı, sadece ulusalcı bir proje değil, uluslararası bir projeymiş. Biz, CHP’nin yeni genel başkanını, Türkiye’deki çetelerin projesi biliyorduk, meğer sadece onların değil, küresel çetelerin de projesiymiş’’ diyecekti.

Peki Canan Arıtman ve Başbakan Erdoğan bu görüşlerinde tamamiyle haklılar mi?

Proje nedir? Yeni CHP bir proje midir?

CHP’nin nasıl bir proje olduğu konusuna girmeden önce, isterseniz bir proje tarifi verelim. Oldukça genel geçer bir tarife göre, proje belirli bir ekip tarafından, belirli bir başlangıç ve bitiş süresinde, belirlenmiş hedefler doğrultusunda kaynak kullanılarak gerçekleştirilen faaliyetler bütünüdür.

Bu tanıma göre “yeni” CHP bir proje olarak adlandırılabilir mi? İsterseniz bunun cevabını, biz “yeni” CHP’nin ABD’de pazarlamasını üstlenmiş Amerika’daki en güçlü İsrail lobisi olan Amerikan İsrail Kamu İlişkileri Komitesi (AIPAC)’nin düşünce kuruluşu olarak faaliyet gösteren Washington Enstitüsü (WINEP)’nde uzman sıfatıyla istihdam edilen Soner Çağaptay’ın düşüncelerinden yola çıkarak arayalım.

CHP’deki değişimi, adeta kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bir dönüşümmüş gibi Batılı çevrelere izah eden, ama Deniz Baykal’ın başkanlıktan uzaklaştıran kaset skandalına hiç deginmeyen yazılarında, Çağaptay “eski CHP”–“yeni CHP” ve “eski Kemalizm”-“yeni Kemalizm” tasniflerine gider. Çağaptay’a göre “Eski Kemalistlerin” idaresi altındaki gelişimini durdurmuş ve donmuş “eski CHP” Batı karşıtıdır ve katı laikçi-milliyetçi modernleşmeyi demokratikleşme ve halkın iradesine tercih etmektedir. “Yeni Kemalist” anlayışla yola çıkan “yeni CHP” fosilleşmiş bir siyasal yapıyı dinamik bir sosyal demokrat hareket haline dönüştürmeye başlamıştır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun öncülüğünde yeni Kemalistler, AK Parti’nin Orta Dogu’daki din temelli ittifak arayışlarına karşı, kuvvetli bir Batı yanlısı tutum takınmışlardır ve AB yanlısı bir tutum içine girmiştir. Partinin yeni yönetim kurulu liberal, ilerici ve sosyal demokrat fikirli insanlardan oluşmaktadır ve Atatürk’ün görüşlerinin liberal ve revize edilmiş bir biçimini savunmaktadırlar. Eskisi gibi dine mesafeli değillerdir, ama AK Parti’nin meşruiyetini dindarlıktan alan muhafazakarlığına da itiraz etmektedirler. Onun yerine, dine ve dindarlığa kapıları açan, ama sosyal muhafazakarlığı dışlayan bir tutum içine girmişlerdir. Böylece, Kılıçdaroğlu’nun yeni Kemalizmi dine ve dindarlığa kapıları açmakla birlikte, sosyal muhafazakarlığı dışlayarak din ve devlet ayrımını koruyabilmektedirler.

Yeni CHP bir ABD projesi midir?

Soner Çağaptay’ın gerçekliği yansıtmaktan ziyade, apaçık bir şekilde Yeni CHP’yi pazarlama amacını taşıyan yukarıda aktardığımız fikirleri bize bir proje ile karşı karşıya olduğumuzu gösterdiği gibi, bu projenin hazırlanmasında katkısı olan merkezlerin birisinin de adresini vermektedir. Deniz Baykal yönetimindeki Eski CHP’nin özellikle ABD, AB ve İsrail’le ilişkiler konusunda yukarıdaki tabloya tam olarak oturmadığı bir gerçektir. Aslında Çağaptay’ın çizdiği dinle barışık laiklik ve halk temsili konuları, Türkiye bağlamında, özelde WİNEP’in genelde İsrail yanlısı ve neo-kon kuruluşların da mecburen adapte olmak zorunda kaldıkları bir gelişmedir. WİNEP ve benzeri İsrail yanlısı ve neo-kon kuruluşların Turkiye’de 28 Şubat Sureci’nde başrolü oynayan aktörlerle olan işbirliği ve bu süreçte olan katkıları oldukça açık seçik bilinen bir gerçektir. WİNEP o dönemde adeta o dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir’in ikinci adresi olmuştur. Aşırı sağcı ve emperyalist bir dış politika vizyonuna sahip olan bu kuruluşun “solcu, liberal ve sosyal demokrat Yeni CHP’nin pazarlanması işinde rol üstlenmesi oldukça düşündürücüdür. İlişkinin boyutu pazarlamanın da ötesine gitmektedir. WİNEP, bir zamanlar Çevik Bir’e ikinci adres olduğu gibi, şimdi de yeni CHP’nin kurmaylarının endamlarını göstermek için kullandığı bir araç olmuştur.

CHP’nin Genel Başkan Danışmanı ve Parti Meclisi üyesi emekli Büyükelçi Faruk Logoğlu 22 Kasım 2010 yılında Washington’da Washington Enstitüsü’nce düzenlenen “Türk-Amerikan Ortaklığını Yeniden Üretmek” konulu bir konferanstaki sunumda “Türkiye’nin ruhunu gösteren ve modern Turkiye’yi karakterize eden şeyin Turkiye’nin ABD, İsrail, NATO ve AB ile olan ilişkileri olduğunu” söylemiştir. Ona göre Turkiye’nin ABD ile olan ilişkileri kaçınılmaz bir zorunluluk üzerine oturmaktadır ve İsrail’le ilişkiler sağlıklı olmadıkça ABD ile ilişkilerin sağlıklı bir zeminde götürülmesi de mümkün değildir. AB ile ilişkiler de Turkiye’de demokrasi ve laikliğin geleceği açısından çok büyük önem taşımaktadır.

28 Mart 2010’da yine Washington Enstitüsü’nde yapılan bir konuşmada, CHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Korutürk, yeni CHP’nin dış politika vizyonunu anlattığı konuşmasında Logoğlu’nun ifade ettiği görüşleri tekrarlamıştır. Daha da ilginci, gerek heyet olarak yurtdışında yaptıkları görüşmelerde gerekse Turkiye’de medyaya yapılan açıklamalarda yeni CHP’nin dış politika kurmayları Washington Enstitüsü merkezli olarak başlatılan ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin iyice gerilmesi neticesinde bütün Batı medyasında görülmeye başlayan “eksen kayması” tartışmalarını tescil ettiler ve hatta “eksen değişmesi” kavramını tedavüle soktular. 2011 yılının Mart ayında Washington’a gönderilen CHP heyeti yine aynı görüşleri tekrarladı ve bu arada Washington Enstitüsü’nde de bir konuşma yapmayı ihmal etmediler ve her bulundukları ortamda İsrail’le ilişkileri onarma sözü verdiler. Kemal Kılıçdaroğlu da aynı fikirleri Avrupa gezisi esnasında tekrarladı.

Bu kısa açıklamamız gösteriyor ki, The Economist, The New York Times ve Reuters gibi medya organlarının Türk seçmenlerini son seçimlerde CHP’yi desteklemeye çağırması bir tesadüf değil, bir sürecin parçası. Bugün kendi iç dinamikleri ile dönüşemeyen CHP’nin AK Parti’ye karşı ABD, İsrail ve AB’nin katkı ve etkisiyle dönüştürülmesi sürecini yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bu çerçevede de özelde ABD’nin genelde Batı’nın bir yeni CHP projesi olduğunu iddia etmek tam anlamıyla yanlış olmaz. Ancak bunu söylemek yeni CHP’yi tamamen Batı’nın gerçekleştirmeye koyduğu bir projenin ürünü yapmaz. Neden?

 Projenin Türkiye Boyutu

Ülkelerin iç politikalarının dışarılarda bir yerlerde dizayn edilip içeriye dikte edildiği şeklindeki bakış, özellikle Türkiye gibi bir ülke söz konusu olduğunda, tam anlamıyla açıklayıcı olmaz. Uluslararası desteğin rolü ve etkisi elbette önemlidir, ama dikkatle incelersek, bu gücün çoğu zaman var olan süreci kolaylaştırıcı ya da hızlandırıcı rol oynadığını görürüz. Bu açıdan bakınca, Yeni CHP’yi anlamak için Türkiye bağlamını da iyi okumak gerekmektedir.

AK Parti iktidarı gerek merkeze taşıdığı ekonomik ve sosyal güçler itibariyle, gerekse temsil ettiği değerler açısından Turkiye’deki yerleşik ekonomik çıkar çevrelerini, statü gruplarını ve kalıplaşmış egemen yargıları sarstı. Bu haliyle AK Parti’ye karşı olan çevrelerde bir direnme ortaya çıkardı. Ne var ki Turkiye’deki başlıca üç muhalefet odağı (CHP, MHP ve BDP) oldukça dar olan vizyonları gereği, çok geniş bir yelpazeyi oluşturan toplumsal muhalefetin tümünü kucaklayıcı olamadı. MHP ve BDP etnik kökenli bir toplumsal ve siyasal muhalefetin odağı olmakla yetinirken, CHP daha çok içe kapanmacı ulusalcılık, laikçilik ve hayat tarzı endeksli bir muhalefet odağı olmanın ötesine geçemedi. Bu üç parti içinde AK Parti’ye karşı oldukça geniş bir alana yayılan muhalefet çevrelerini biraraya toplamaya en müsait yapı olma özelliğini de CHP’nin taşıdığı bir gerçekti. Ancak Deniz Baykal’ın başında olduğu bir CHP bunu başaramazdı. Onun önderliğindeki bir CHP ile ne uluslararası alanda bir meşruiyet arayışına girisilebilirdi ne de hayat tarzı nedeniyle AK Parti’den uzak duran ama CHP’ye de mesafe koyan kentli liberal demokrat kesimlerin desteği alınabilirdi.

AK Parti’ye karşı statüko içinde kalarak mücadele etmenin nafile olduğu ortaya çıkmıştı, ama statüko ile özdeşleşmiş Deniz Baykal CHP’si ile girişilen her yenilik hamlesinin daha başlamadan bittiği de geçmişte görülmüştü. Kısa sürede AK Parti iktidarına alternatif olamayacak bile olsa güçlenmiş bir CHP ile AK Parti’yi en azından bir hizaya sokmak mümkün olabilecekti. Bu aşamada klasik Kemalist anlayışın ve onunla özdeşleşmiş siyasal hiyerarsilerin tasfiyesi zarureti vardı.

Deniz Baykal’a karşı gerçekleştirilmiş olan kaset operasyonu ezberini bozmuş bir CHP’yi piyasaya surebilmenin ilk adımı oldu. Deniz Baykal ve onunla birlikte eski Kemalist anlayışın tasfiyesi hem içeride hem de dışarıda var olan arayışların bir ortak zeminde buluşması üzerine mümkün oldu. Bu ortak zemin de, bir çıkar, fikir ve değerler birliği üzerinden sağlandı.