Follow by Email

Wednesday, July 20, 2011

Suriye Kıyamı Hakkındaki Çarpıtmaların Sefaleti

 Suriye Kıyamı Hakkındaki Çarpıtmaların Sefaleti
Levent Baştürk 

Büyükelçilik baskını ABD yönetiminin Esad rejimine karşı tavrında değişikliğe yol açtı. Bu zamana kadar Esad rejimi ile birlikte hareket etmenin yollarını arayan ABD, sonunda bu rejimin her türlü meşruiyetini kaybettiğini ilan etti, ama hâlâ çekilmesi çağrısını yapmadı. Bu durum henüz ABD’nin daha Esad'la uzlaşma kapılarını kapamadigini ve, kısa bir süre için de olsa, onunla uzlaşma yolu aramaya devam edeceğini gösteriyor.

Bu durumun karşımıza çıkardığı bir başka manzara da su: Herşeyden önce, birilerinin öne sürdüğü, Suriye’deki gösterilerin ABD ve İsrail’in kışkırtmaları sonucu meydana geldiği iddialarının bir geçerliliği bulunmuyor. Zaten gösteriler Mart ayında ilk başladığında, Suriye yönetimi, gösterilerin bir komplo olduğunu iddia ederken, sadece İsrail’e referansta bulunmuş, ABD’nin etkisini hiç gündeme bile getirmemişti. Ayaklanmanın arkasında ABD'nin olduğu iddiasının yanlışlığı beraberinde Türkiye'nin de bu ayaklanmada ABD ve diğer "direniş" karşıtı güçlerle işbirliği içinde olduğu iddialarını geçersiz kılmaktadır.

SURİYE MUHALEFETİNE YÖNELİK EKSİK VE ÇARPITILMIŞ HABERLER 

Bugünlerde İran, Suriye ve İran-Suriye etkisindeki Lübnan basınında sık sık gündeme getirilen Suriye muhalefetinin en önemli unsurlarından birini oluşturan İhvan (Müslüman Kardeşler)hareketinin ABD-İsrail-Suudi ve Hariri-Türkiye işbirliğinin bir maşası olarak Suriye rejimini istikrarsizlastirmaya çalıştığı iddialarının herhangi bir dayanağı bulunmamaktadır. İhvan Suriye’yi terkederek muhalefete geçen Suudi Arabistan ve Hariri ile bağlantısı olan ama ABD’den fazla itibar görmeyen eski Suriye devlet başkan yardımcısı Abdülhalim Haddam ile üç yıl kadar Milli Selamet Cephesi’nin içinde yer almış, ama İsrail’in 2008 yılında Gazze’ye karşı kanlı saldırısından sonra, Filistin’in özgürlük mücadelesinin kendilerinin daha büyük önceliği olduğunu belirterek bu konuda kayıtsız kalan Haddam’la olan beraberliğine 2009 yılında son vermiştir.

Suriye muhalefetinin özellikle El Cezire ve Batı medyasında son zamanlarda çok boy gösteren bir diğer unsuru olan Adalet ve Kalkınma Hareketi’nin (AKM) ileri gelenleri, hareketin ismini Başbakan Erdoğan ve AK Parti’den esinlenerek belirlediklerini söylüyorlar. Bu hareketin şu anki görünümüne bakarak, sırf Turkiye’yi arkalarına lojistik destek yapmak umuduyla Adalet ve Kalkınma adını aldığını söylemek mümkün, çünkü Başbakan Erdogan’ın Suriye’ye karşı izlediği politikaların bu hareketin Suriye rejiminden olan talep ve beklentilerine paralellik arzettiğini gözlemlemiyoruz.

Wikileaks’ın sızdırdığı belgelerden anladığımız kadarıyla, AKM’nin önderleri 2010 yılına kadar ABD’nden yaklaşık altı milyon dolar kadar yardım almışlar. Wikileaks belgeleri bu yardımın 2010’da bittiğini söylüyor ve halihazırda aynı mali yardımın sürdüğüne dair yeni bir delil yok. Lakin hareketin gerçek gücünün bilinmemesine rağmen, merkez medyada görmüş olduğu ilgi hâlâ arkalarında Amerikan desteği olduğu kanısını uyandırmaktadır. Hareketin dış politika anlayışını “önce Suriye” sloganına sıkıştırmasını, Filistin meselesinde düşük profil izlemeyi tercih etmesi ve arkasında Amerikan desteği olmasının sonucu olarak görmek mümkündür. Ayrıca hareketin liderleri, basına verdikleri beyanatlarda kendileri ile İhvan arasında bir ilişki olmadığını daima vurgulama gereği duyuyorlar. Wikileaks belgerinde Amerikan yetkililerince AKM’nin kurucu üyelerinin liberal ve “ılımlı” müslümanlardan oluştuğu ve önemli bir kısmının eski İhvan mensubu olduğu belirtilmiş. AKM’nin Londra üzerinden Suriye’ye yönelik yayın yapan ve yine bir dönem ABD’nce finans edilmiş bir TV kanalı bulunmaktadır.

Arkalarındaki açık medya ve Amerikan desteğine rağmen, bu hareketin Suriye’deki halk ayaklanmasında başat bir rol oynadığı konusunda herhangi bir malumata rastlanmaması hareketin çok fazla bir etki alanının olmadığını göstermektedir ve arkasındaki Amerikan yardımına bakarak bütün ayaklanma hakkında sonuçlara ulaşmak gerçeği yansitmayacaktir.

Turkiye’de özellikle İran yanlısı internet medyasında ismine çok rastlanılan bir diğer oluşum da çocuk yaşlarında iken ABD’ne yerleşmiş, kendisini “Suriye’nin Ahmet Çelebisi” olarak takdimeden, Siyonist lobi ve yeni muhafazakarlarla apaçık ilişkileri olduğunu saklamayan Ferid Gadri’nin Reform Partisi. Gadri sırf kendisinin şahsi girişimciliğinden kaynaklanan sağlam bağlantıları olan bir kişi olmasına rağmen, Suriye içinde etki alanı olmayan bir isim. Bir dönem sırf Washington’da kapıları açmasını bilen biri olduğu için ABD hükümetini Suriye’ye karşı daha sert tavır almaya zorlamak isteyen muhalif güçlerin 2000’li yılların başında kapısını çaldığı bir isim olanGadri açıkça Suriye’de Amerikan ve hatta İsrail müdahelesine destek verdiği, Filistin meselesinde İsrail yanlısı tutum takındığı ve İslami hareketlere karşı olduğu için bugünlerde Suriye muhalif çevrelerinin genelinde itibarı olmayan bir isim. Suriye ve Amerikan vatandaslıkları yanısıra Suudi vatandaşlığına da sahip olan Gadiri kısa bir süre önce Suudi vatandaşlığından çıkarıldığı gibi, Suudi yönetimi Gadri’yle olan çok yağlı bir iş ihalesini de iptal etti. İşin enteresan tarafı şu ki, bu şahıs ve kurduğu adı var varlığı görünmez partisi Türkiye’de İran yanlısı internet medyasında “Suriye muhalefeti” başlığı altında yansılıtılıyor ve kendisinin Hamas ve Filistin Davası aleyhine olan sözleri manşete taşınıyor. Ancak Gadiri’nin aynı makalesinde Suriye İhvani aleyhine olan sözleri ve hakaretlerine ise hiç değinilmiyor.

Kısaca, Turkiye’de İran-Suriye ekseninde faaliyet gösteren çevreler sadece iki veya üç isim/hareket ve onların bağlantıları üzerinden kırk yıllık eli kanlı Baas diktatörlüğüne karşı insan fıtratının en doğal sonucu olarak ortaya çıkmış bir ayaklanmaya leke sürmeye çalışıyorlar. Oysa Suriye muhalefeti denilen kesim yüzden fazla oluşumu içinde barındırmaktadır. Bunların bir kısmının ABD/AB/Suudi bağlantıları da bilinmeyen bir durum değil zaten. Mesela, ABD-Suudi bağlantılarıyla kamuoyunda tanınan Hafız Esad zamanının Sünnî kökenli Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam ile Hafız Esad'a karşı iktidar mücadelesini (Hafız'ın Sünnî çevresinden aldığı destek sayesinde) kaybederek yurtdışına çıkmak zorunda kalmış olan Hafız'ın kardeşi Rifat Esad Türkiye'de yapılan Suriye muhalefeti toplantılarına dahil edilmemişlerdir. ABD ile işbirliği yapan ama apaçık bir müdahele fikrini dile getirmeyen bazı grupların Turkiye’de düzenlenen toplantılara katılıyor olması da bütün bir ayaklanmayı ve muhalefeti karalamak için kullanılamaz. Bülent Şahin Erdeğer’in son yazılarından birinde belirttiği gibi, “siyasal yapılardan bağımsız biçimde kendi doğallığında ortaya çıkan halk örgütlenmelerinin ana merkezleri Suriye şehirlerinin büyük camileri olmuştur. Suriye’de İslami yaşam ağırlıklı olarak mescitlerde oluşturulan ilmî ders halkaları etrafına şekillenmektedir. Kanaat önderleri konumunda olan alimler mescitlerde hem halkın bilinçlendirilmesine hem de eğitimine katkı sağlamislardir”.

TÜRKİYE'NİN İÇİNDE YER ALACAĞI NATO MÜDAHELESİ İDDİALARI YERSİZ

İzmir'de konuşlandırılan NATO kuvvetleri ile Suriye’ye yapılacak olası bir müdahele arasında kurulan ilişkiler de asılsız; çünkü ABD'nin gündeminde Suriye'ye karşı bir NATO müdahelesi, Esad'a çekil talebi yapıldıktan sonra bile gündeme gelmesi söz konusu değil. Ayrıca Türkiye hâlâ Suriye’ye karşı Esad rejimini reform yapmaya yönlendirici bir siyaset izliyor ve en son olarak İran aracılığı ile Suriye üzerinde reform yönünde ikna edici olmayı denedi. Türkiye ile ABD arasında son zamanlarda ortaya çıkan politika benzerliği (ki şu ana kadar Esad başta kalmak suretiyle rejimin reforme edilmesi esasında birleşiyorlar) daha çok Turkiye’nin kendine özgü çıkarlarının dayatmasının ürünü ve ABD ile belli bir uyum içinde hareket etme kaygısından kaynaklanmıyor.

ABD'NİN BEŞŞAR ESAD ISRARI

Lâkin, apaçık bilinen bir başka gerçek, son zamanlardaki gelişmelerin ibreyi başka yöne doğru kaydırmasına rağmen, ABD’nin Beşşar Esad'la yola devam etmek istediğidir. Eski Lübnan Başbakanı Hairiri’nin 2005 yılında öldürülmesinden sonra, büyükelçisini çektiği Suriye’ye beş yıl aradan sonra Robert Ford gibi ehil bir büyükelçinin gönderilmesi, ta baştan Obama yönetiminin Esad rejimi ile ilişkileri geliştirmek istemesinin en önemli işaretlerinden biridir ve bu politika ABD’nin 1980lerden beri izlediği Suriye ile İsrail arasında barışı temin etme çabalarının bir uzantısıdır. Özellikle 1990-2000 yılları arasında ABD-Suriye ilişkilerinde önemli bir ilerleme kaydedilmiş olmasına rağmen, İsrail ve Suriye arasında bir barış antlaşması imzalanmamasındaki en büyük faktör Suriye’nin bu antlaşmanın imzalanmasından sonra da kendisinin Lübnan üzerindeki nüfusununkabul edilmesinde ısrarı ve İsrail’in Golan’ın Suriye’ye geri verilmesi karşılığında koştuğu ilave sartlardır..

SURIYE’YE KARŞI YAPTIRIMLAR YOLDA

Fakat, eğer Esad yönetimi muhalefeti yatıştıracak nitelikte reform teşebbüsünde bulunmazsa, önümüzdeki günlerde Suriye üzerinde, askeri müdahele dışında kalan, diğer baskıların artacağından hiç şüphe yok. Suriye ekonomik refah açısından bütün Arap ülkeleri arasında en kötü durumda olanlardan biri. 80 milyonluk Mısır ile 22 milyonluk Suriye'nin kişi başına düşen milli geliri neredeyse aynı. Ekonomisi bir kaç kaleme dayanıyor ve bunların başında petrol ve gaz gelirleri (diğer petrol zengini ülkelerle kiyaslaninca ufak bir rakam, ama Suriye'nin döviz gelirlerinin üçte birini oluşturmakta) gelmektedir. Suriye petrol ve gazı üzerinde uygulanacak bir yaptırım, Suriye’nin toplam üretimi dünya toplam üretiminin çok küçük bir kısmı olduğu için, bu petrolün su anki müşterisi durumundaki Avrupa ülkelerince alınmaması durumunda dünya petrol fiyatlarını etkilemesi mümkün değil, ama Suriye devletine önemli bir darbe vurması söz konusu (yaklaşık günde 8 milyon dolar civarında bir gelir sözkonusu olan). İşin ilginç yani da, "direniş" cephesinin elemanı olan Suriye petrolünün tüketicileri ve bu alanda Suriye’de yatırım yapanlar Kanada ve Avrupa ülkeleri. Dolayısıyla yaptırımlar yoluyla ABD, batılı müttefiklerini Suriye’den petrol almaktan, Suriye’nin petrol ve gaz sektörüne yatırım yapan Batılı şirketleri de, yatırımlarına devam etmekten vazgeçirmeye calışacaktır. Ayrıca Esad rejimine destek veren Suriyeli işadamları ve şirketlerine karşı da yaptırımların genişletilmesi suretiyle bu kesimin rejime verdiği desteği geri çekmesi de amaclananlar arasında yer almaktadır 
İRAN YARDIMI YAPTIRIMLARIN MENFİ TESİRİNİ KALDIRIR MI?
Suriye'nin önemli gelir kaynaklarından birisi olan turizm sektörü diğer sektörler gibi, Mart ayından beri süren gösteriler yüzünden negatif olarak etkilenmiş durumdadır. Bazı yorumcular uzun süreli bir ekonomik bunalımın Suriye rejimini cokertebileceği tahmininde bulunuyorlar. İran'dan gelecek yardımların ise 22 milyonluk bir ülkeyi uzun süreli ayakta tutabilmesi mümkün olmadığı gibi, İran'in Suriye'ye nefes aldırtacak kadarıyla bile yardım yapabilmesi aynı zamanda kendisini ekonomik anlamda ateşe atması olur. Bu nedenle bugünlerde dile getirilen, ama henüz İran’ın resmi olarak açıklamadığı yaklaşık 6 milyar dolarlık yardım ve bir aylık süre için her gün yaklaşık 300 bin varil bedava petrol Suriye için ancak kısa süreli bir rahatlama sağlayacaktır

YAPTIRIMLAR ALTINDAKİ SURİYE’YE KARŞI SUUDİ TAVRI NE OLUR?

Suriye'nin İran'a uzun süre için bel bağlaması zor; ama imdadına Rusya ve Çin yetişir mi? Hatta su anki Suriye rejimini yıkmak için Suriye'ye Lübnanlı lider Hariri ile işbirliği içinde el-Kaide benzeri Selefi militanları soktuğu iddia edilen Suudi rejimi de yardım elini uzatır mı? Hatta Kuveyt bile yardım elini uzatanlar arasında yer alır mı? Bunlar üzerinde spekülasyonlar yapmak mümkün, ama su an için kesin bir şey söylemek zor. Ancak Suriye’nin Arap dünyası içindeki spesifik konumu nedeniyle bunun mümkün olduğunu iddia edenler var. Artık ABD ile olan ittifak ilişkilerini yeni bir çerçeveye oturtmaya başlamış olan Suudi Arabistan, Suriye’yi İran’dan koparmak için, en azından iki ülke arasındaki ilişkileri yeni bir dengeye oturtmak için Suriye’ye yardım elini uzatması söz konusu olabilir. Geçmişte Lübnan’ın iç savaş kaosundan çıkmasında iki ülke işbirliği içinde olmuş, ama 2005 yılından sonra Suriye’nin İran-Hizbullah eksenine daha fazla kayması Suudi yönetimini rahatsız etmeye başlamıştı.

ESAD’I ABD’YE YANAŞMAKTAN ALIKOYAN NEDİR?

Peki Suriye'yi Amerika ile iş kesmekten alıkoyan nedir? Filistin davasına olan aşkı mı? Elimizdeki tarihi bilgiler geçmişte Esad ve rejiminin Filistinlileri ezenlerin safında da yer aldığını gösteriyor. 1970 yılında, Ürdün Kralı Hüseyin ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasındaki çatışmada, FKÖ lehine çatışmaya dahil olan Suriye ordusunun o zamanki Hava Kuvvetleri Komutanı olan Hafız Esad’ın kendisine emredileni yapmaması nedeniyle FKÖ’nün başarısız olduğu ve netice olarak FKÖ’nün Ürdün’den çıkarıldığı bilinen bir gerçek. Yine Lübnan iç savaşı esnasında Hafız Esad önce Hıristiyan Falanjistlerin yanında, daha sonra laik Şii milis gücü Emel’in yanında yer alarak Filistinli kanı döktüğü de çok iyi bilinmektedir.

 Suriye'yi ABD'ne yanaşmaktan İran'a karşı olan muhabbet mi alıkoyuyor? Hayır, aksine Suriye'de seküler bir yönetim var ve İran'la hiç bir ideolojik yakınlığı yok. Ayrıca, Suriye’nin resmi ideolojisi olan Baasçılık Arap milliyetçiliği üzerine inşa edilmiş bir ideoloji. Peki Şiîlik ortak bağı mı? Bunu Türkiye'de bolca iddia edenler var; ama bu iddialar deli sacmalamasının ötesine gitmiyor. Nusayrilik İran'da hakim olan Şii anlayışa göre de orta yolda olmayan ve yanlış bir anlayış. İnsana sormazlar mı, Eğer Nusayriler’le İran bir ortak paydadan yola çıkarak ilişki kurabiliyorsa, İran'ın Türkiye Alevileri üzerinde neden hiç bir etkisi yok? Veya neden “İslam Cumhuriyeti” olan Şii İran, nüfusunun yüzde 85’i Şii olan Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmada Ermenistan’ı destekliyor? Ayrıca, Suriye'deki rejimi ayakta tutanın sadece Nusayri azınlık olduğu iddiası da toptan yanlış. Hafız Esad hasta yatağındayken, onu devirmeye çalışan kardeşinin başarıya ulaşamamasının nedeni, Esad'ın yakın çevresini tamamiyle Sünnî kökenli insanların oluşturmuş olmasıydı ve Esad sağlığına kavuştuktan sonra kardeşiyle beraber onunla işbirliği yapmış pek çok Nusayri'yi saf dışı bıraktı. Ancak özellikle ordunun ve istihbarat teşkilatının yüksek kademelerinde Nusayri hakimiyeti var; ama rejim direncini sadece onların varlığı ve gücünden almıyor.

Suriye aslında ABD safında olmayı kendisine daha uygun bulmakla birlikte, ABD’nin Lübnan’da kendisine tanıdığı rol ile tatmin olmadığı için, kendisini Lübnan’da kalıcı kılan İran-Hizbullah çizgisinin yanında olmayı, mevcut şartlarda kendi çıkarlarına daha uygun bulmaktadır. Eğer Arap Baharı olmasaydı, belki şu an ABD ile Suriye arasında ilişkilerin tesisi yönünde çok büyük adımlar atılmış olurdu. Arap Baharı her iki tarafı da hazırlıksız yakaladı. ABD sırf bu iş için, beş yıldır büyükelçisi olmayan bir ülkeye, hem de Kongre'nin itirazlarına rağmen çok ehil bir elçi gönderdi ve Suriye de bunun farkında. Ama Arap Baharı rejimin güvensizlik duygusunu kamçıladı ve onu aşırı bir kendini koruma refleksi içine itti. Belki Esad ve etrafındaki bir kaç kişi reform istiyor. Rejimin önemli dayanaklarından olan Sünnî kökenli ekonomik elit de reform istiyor. Ama devlet elitinin büyük çoğunluğu (ki bunların arasında Sünnî kökenliler de epey var; sistem Sünnî kökenlileri tamamen izole etmiş değil) ve statükodan çıkarı olanlar reformlarla birlikte ayaklarının altındaki zeminin kayacağından korkuyorlar. ABD'yi Esad'dan caydıran zaten Esad'ın üstünü çizmiş olması değil; Esad’in bu kendi korkularına yenik düşmüş yapıyı dönüştürememiş olmasıdır.

Suriye’de statükodan çıkarı olanların bu çıkarlarının elden gideceğinden doğan korkularını şiddete transfer ediyorlar ve her türlü yapıcı diyalog için kapıları kapatıyorlar. Onların İran'a sarılmasına neden olan da budur. Ama korkunun ecele faydası olur mu, onu hep birlikte göreceğiz.